sol yan -HALIC TERCUME
TOYOTA SAĞ TARAF
Halil Akçakaya
Halil Akçakaya

MASUM DEĞİLİZ!

İnsan benmerkezciliğinin kökeni nereden geliyor ? Kadim öğretilerin bu konuda bize söyleyeceği bir şeyler var mı? Tehlikenin farkında mıyız? Ne yapmalı? gibi sorulara bu yazıda cevap bulmaya çalışacağız.

16 Temmuz 2020 Saat: 09:24
MASUM DEĞİLİZ!
İnsan benmerkezciliğinin kökeni nereden geliyor ? Kadim öğretilerin bu konuda bize söyleyeceği bir şeyler var mı? Tehlikenin farkında mıyız? Ne yapmalı? gibi sorulara bu yazıda cevap bulmaya çalışacağız. Haydi başlayalım..
*******
Öncelikle bundan 10.000 yıl kadar geriye gidelim ve bir geçişten söz edelim. Avcı toplayıcı insanlar geleceğe pek önem vermezlerdi. Ne bulurlarsa yerlerdi. Sizce eşya biriktirirler miydi? Hayır, pek değil. Nasıl taşıyacaklardı ki zaten.. Bulundukları yerde bir süre kalıp, ardından yeni yerlere doğru göç ediyorlardı. Küçük topluluklarında iş birliği hayati derecede önem taşıyordu. Hem gelebilecek olası saldırılara karşı, hem de barınak inşa etme, av yakalama, yemiş toplama gibi işleri el birliğiyle yapıyorlardı. Avcı toplayıcılıktan tarıma, hayvan ve bitkileri evcilleştirmeye doğru geçildiğinde ise insanlar ekip biçtikleri arazilere bağlandılar. Kök saldılar. Mısırı, buğdayı, ineği evcilleştireyim derken kendileri de evcilleştiler. Deyim yerindeyse günümüz ev kedileri gibi oldular. Sonrasında ise “eve olan bağlılık” benmerkezci insanın en önemli psikolojik özelliğine dönüşüverdi.
********
Burada “ev” dediğimiz elbette günümüzdeki şekliyle ev değildi. Tarlanız, barınağınız ve hayvanlarınızın bulunduğu yaşam alanıydı. Artık eskisi gibi yer değiştirmiyordunuz. Daha küçük bir alanda, daha fazla ürün yetiştirmenin yollarını keşfetmeye başladı insanlar. Bulunduğu bölgenin etrafını çitlerle çevirdi ve burası benim, ailemin ve çocuklarımın dedi. Zamanla; giderek daha da fazla taşınamaz eşyası oldu. Artık sınırlı o bölge çiftçinin her şeyiydi. Oraya çakıldı kaldı. Kendi ailesini; diğer herkesten çok daha fazla düşünmek zorundaydı. Aşırı paylaşım hayatlarını tehlikeye atmak demekti. Stok yapmalıydı. Yeteri kadar yağmur yağmazsa, bu yıl toprak verimsiz olursa gibi ihtimalleri hesaba katmalıydı. Geçmişteki gibi “haydi başka diyara” diyemezlerdi artık. Yerleşmişlerdi bir kere. İşte bencilliğin insanoğlunu yavaş yavaş esir alışına dair elle tutulur bir teori. Fazla fazla ürünü olsa bile artık geleceği düşünmeli, öyle bol keseden paylaşmamalıydı.
*********
Bu bilgiler ışığında avcı toplayıcılıktan tarıma doğru geçişte benmerkezciliğin, bencilliğin giderek artan bir grafiği olduğunu söyleyebiliriz. Globalleşen günümüz dünyasında ise insanoğlunun bencilliği ve hadsizliği hat safhaya ulaştı desek sanırım yanlış bir şey söylemiş olmayız. Doğada hiç bir canlı ihtiyacından fazlasını avlamaya çalışmazken, insanoğlu özellikle buzdolabını da icat ettikten sonra bol bol stok yapmaya başladı. Bu gelişebilecek olağanüstü bir durum için insanlara ferahlık verdi. Ancak bugün tüketimi o kadar ileri boyutlara taşıdık ki; Dünya’nın tüm imkanları yalnız insan içinmiş gibi davranıyoruz.. Biraz açalım..
**********
Örneğin tavuklar ve inekleri ele alalım.. Bugün ortalama yaşam sürelerinin ancak çok altında bir süre hayatta kalabiliyorlar. Yaşamlarına; ancak insanların işlerine yaramaya devam ettikleri sürece izin veriliyor. O da içgüdülerine ve isteklerine tamamen tezat bir yaşam.. Ne oyun var, ne aile ilişkisi. Bizim için varlar değil mi sonuçta? Tavuklara çabuk gelişsinler diye hormon takviyesi yapılıyor. Hastalanmasınlar diye antibiyotikler veriliyor. Tabii bu uygulamalar süper dirençli bakterilerin ortaya çıkmasına da zemin hazırlıyor. Ayrıca sonrasında dolaylı yoldan bu maddeler bizim vücutlarımıza da geçiş yapıyor.
*********
Dişi inekler hep hamile, erkek inekler kısa sürede doğru kesimhaneye.. Kimi tesislerde anneye yavrusu gösteriliyor. Anneden süt gelmeye başladığı anda yavru ineği çekip alıyorlar. Sütü alalım yeter! Kimi inekler arkadaşlarıyla hayatlarında bir kez bile olsun hiç oynayamıyor. 2 metrekarelik bir alanda, bacak kasları fazla gelişmeyip yumuşak bifteklere dönüşebilsin diye oracıkta tüm hayatlarını geçiriyorlar. Dışarıyı sadece kesime giderken görüyorlar. İnekler insanın kölesi mi? Öyle gözüküyor.. Bazı kabileler geçmişte şöyle yapmışlar. Yavruyu öldürüp, etini yiyip derisini doldurmuşlar. İçi doldurulmuş postu anneye yavrusu diye gösterip süt elde ediyorlarmış. İşi bu noktaya kadar götürmüşler. Fil avcıları Hindistan’da tuzak kurup çukura düşürdükleri yavru filleri; önce siyah kıyafetlerle gidip dövüyorlar. Ardından oradan ayrılıp; filin göremeyeceği bir yerde kıyafetlerini değiştirip beyaz kıyafetler giyiyorlar. Geri gelip seviyor, kurtarıyorlar. Fil ne bilsin o beyaz kıyafetli adamların, az önceki siyah kıyafetliler ile aynı olduğunu. Yavru fil ile güven ilişkisi kuruluyor, fil minnettar kalıyor ve tüm hayatı boyunca o insanlara kölelik edip hizmet ediyor. William Ralph Inge’ye katılmamak mümkün değil. “Şüphesiz hayvanların dini olsaydı, şeytanı insan olarak hayal ederlerdi..” Biraz da bugün endüstriyel üretim çağında hayvancılık sektöründe neler dönüyor ondan bahsedelim. Çünkü bizler; tavuk ve yumurta yerken, süt içerken, biftek yerden bu işin arka planına pek kafa yormuyoruz.
*********
Yapılan hesaplamalara göre; 1 kg et üretimi için inanamayacaksınız ama 15 bin 500 litre su, 3,6 kg buğday, 36 kg kaba yem harcanıyor. Burada dikkat çekmek istediğim şey şu. Yaklaşık 813 damacana su ediyor. Günde ortalama 3 litre su tüketen bir insana tam 14 yıl yetecek kadar su 1 kg et üretiminde harcanıyor. Dünya’da buğday-arpa-yulaf-mısır üretiminin %40’ı, tüm tarım alanlarının %70’i, tatlı su kaynaklarının %25’i et endüstrisi tarafından kullanılıyor. Size günlük çok az su tüketiyormuşsunuz gibi gelebilir. Sadece bir kaç litre.. Hayır! Dolaylı yoldan tükettiğiniz suya sanal su adı veriliyor ve bir insanın günlük sanal su tüketimi 7000 litre. Yanlış duymadınız 7bin litre. Bulaşık, banyo, et ve kıyafet.. Evet giydiğimiz kıyafetlerdeki pamukları-yünleri düşünün. Bunlar bitki veya hayvanlardan elde edildiğine göre hepsi sanal su tüketimiyle ilintili. Sonuçta o pamuk susuz büyümüyor değil mi? Yününden faydalandığımız hayvanların yedikleri ot ve yemler su olmadan oluşabilir mi?
***********
Kahve içiyoruz. 1kg kahve için 21bin lt su kullanıldığı hesaplanmış. 1kg pamuk içeren bir kot pantolon için 10800 litre su, 1kg ayakkabı derisi için 16600 lt su, 250gram pamuk içeren bir tişört için 2700 lt su harcanıyor. İnanın bende geçmişte bu yönüyle pek düşünmemiştim. Bunların hepsi insanın benmerkezciliği, bencilliği ve açgözlülüğü ile ilişkili. İlginç bir başka veriye göre 1 kg dana eti üretilirken, arabayla yaklaşık 200 km yol kat etmeye eşdeğer CO2 gazı atmosfere salınıyor.. Bu durum küresel ısınmaya sebep oluyor. Küresel ısınma sonucunda; hava sıcaklık ortalamasının yükselişiyle daha çok buzul eriyor, deniz seviyeleri yükseliyor, daha fazla fırtına kasırga ve astronomik doğa olayları meydana geliyor.
**********
Doğanın refakatinden koptuğumuz şehirlerde tüm bu olanlardan bi haber yaşıyoruz. Dünya nüfusu 7,8 milyar ve artıyor. Böyle devam edersek ne olacak dersiniz.. Daha fazla felaket.. Tavuk-yumurta tüketmeyelim mi? Süt ve süt ürünleri kullanmayalım mı?  Et yemeyelim mi? Böyle bir şey elbette mümkün değil. Hepimizin hayvansal proteinlere de ihtiyacımız var. Diş yapımıza, sindirim sistemimize bakarsak insanların et de tüketmesi gerekiyor. Ancak, artık sınırları biraz fazla zorluyoruz gibi.. Bizim bugün 1 haftada tükettiğimiz eti, geçmişte muhtemelen yılda birkaç kez bulabiliyorlardı. Tüm burada yazdıklarım aynı zamanda kendime de eleştiri mahiyetindedir. Suçluyuz. Aşırı tükettiğimizde, farkında olmadan dünya ekosisteminin bozulmasına katkıda bulunuyoruz. Kullanılabilir temiz su kaynakları günden güne tükeniyor, sera gazları artıyorsa bundan maalesef tüketiciler olarak bizde sorumluyuz. Daha ihtiyatlı olabiliriz, kendimizi sınırlandırmayı öğrenebiliriz.
**********
Peki bu konuda kadim öğretilerden bize gelen bir uyarı hatırlatma var mı?
**********
Öncelikle aklıma gelen kızılderililerin bir atasözünü, sonra da kutsal kitaplardan bir kaç ayeti örnek vermek istiyorum. Kızılderililer ne demiş; “Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde; beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak.” Aklınızı başınıza devşirin minvalinde bir uyarı..
**********
Dengeyi bozup, ölçüyü kaçırmayın. (Kur’an-Rahman 8 ) İnsanların kendi elleriyle yaptıkları yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu. (Kur’an-Rum 41) Yeryüzünde kan dökecek ve bozgunculuk çıkaracak birini mi yaratacaksın. (Kur’an-Bakara 30) O size istediğiniz, ihtiyacınız olan her şeyi verdi. Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız saymakla bitiremezsiniz. Şu bir gerçek ki insanoğlu çok zalim, pek nankördür. (Kur’an-İbrahim 34) Yine aklını kullanmayan insana uyarı ve hatırlatmalar..
**********
İncil Matta 23’ten alıntı yapmak istiyorum. “Ağır ve taşınması güç yükleri başkalarının sırtına yüklerler. Kendileri parmaklarını bile kıpırdatmazlar. Yaptıklarının tümünü gösteriş için yaparlar. Şölenlerde, havralarda en seçkin yerlere kurulmaya bayılırlar. Meydanlarda selamlanmaktan ve insanların kendilerini -Rabbi- diye çağırmalarından zevk duyarlar. Aranızda en üstün olan ötekilerin hizmetkarı olsun. Kendini yücelten alçaltılacak, kendini alçaltan yüceltilecektir. Siz nanenin, dereotunun, kimyonun ondalığını verirsiniz de kutsal yasanın daha önemli konuları -adaleti, merhameti, sadakati- ihmal edersiniz. Asıl bunları yerine getirmeniz gerekirdi. Ey kör kılavuzlar küçük sineği süzer ayırır ama deveyi yutarsınız. İki yüzlüler dıştan güzel görünürsünüz ama içte kötülükle dolusunuz, badanalı mezarlara benzersiniz.” Bu bölüm oldukça hoşuma giden bir bölümdür. İnsan yapısı ve davranış tasvirleri ile dolu bir kısım. Bu bölümü peki bu yazıya neden aldım? Çünkü insanı bu bölümde adeta tahlil ediyor. Böyle insanlara dikkat edin diyor. İşte böyle insanlar ve tebaası maalesef dünyayı yaşanılamaz hale getiriyor.
**********
Kutsal metinler insanları uyarıcı ve hatırlatıcı niteliktedir. Ancak insanlar; hiç incelemedikleri veya gerçekten inceleyenleri dinleme fırsatı bulamadıkları için umursamıyorlar sürekli ibadetler anlatılıyor zannediyorlar. Aslında bir yaşam koçluğu, rehberlik yapılmasına rağmen, kulak arkası yapılıp göz ardı ediliyor. Nasıllar nedenlerin önüne geçiriliyor. Bu konuda Kur’an; verdiği örnekler, değindiği konular ve üslubuyla ön plana çıkıyor. Ancak bazı insanlar inanç konularına hep mesafeyle yaklaşıyor. Alerjileri var. Yanlış örneklerden dolayı neden alerjileri olduğunu ben anlıyorum.. Ancak herkesi aynı kefeye koyamazsın dostum. Böyle bir hakkın yok. Evet inanmama da bir seçimdir, özgürlüktür. İnanmamayı seçebilirsin ama dayatamazsın. Tıpkı inananların sana bir şey dayatamayacağı gibi.. Din; hatırlatmak, uyarmak, insanı daha iyi bir insan, daha faydalı bir birey haline getirmek için vardır. Karl Marx’ın “Din halkın afyonudur.” söylemine tutunup külliyen reddetmek kolaycılıktır doğru değildir. Ayrıca bu söyleme katılıyorum çünkü Marx burada aptallaştıran, uyuşturan, uyutan, sömüren, köleleştiren, din adamlarına imtiyaz sağlayan, halkı kendi çıkarları doğrultusunda güden iktidarın dininden bahsediyordu. Ben o dinden değilim. Böyle bir inanç ve sınıf ayrımcılığını kabul etmiyorum. Soru hangi din? İsmini kast etmiyorum. İçeriği kast ediyorum. İnancı kişiyi daha bilinçli bir insan yapıyorsa, doğaya, çevresine, insanlara daha olumlu katkılar sunmasında rol oynuyorsa hayatından o inancı alıp ne kazanacaksın? Tüm herşeyi görünmez bir iplikle birbirine bağlayıp, anlam katan olguyu alıp yerine ne koymayı vaat ediyorsun? İşte modern dünyanın en büyük açmazlarından biri...
*********
Kadim öğretiler, okumak, düşünmek, bilinçlenmek bizi dikkatli davranma konusunda daha çok motive eder. Su üzerine düşünelim, özellikle sanal su tüketimi. Et tüketimimiz. Kıyafet harcamalarımız, hayvanların yetişme koşulları. Farkına varalım. Biraz olsun bencilliğimizi azaltalım ki; bizde doğa zulmüne, hayvan zulmüne, insan zulmüne ortak olmayalım..
**********
Kalın sağlıcakla..
Halil AKÇAKAYA

YORUMLAR

Bu Yazıya Yorum Yapılmadı. İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz? 
Lütfen Resimdeki kodu yazınız
 

Kocaeli Gazetesi, Kocaeli Güncel ve Son Dakika Haberleri Tavsiye Formu

Bu Yazıyı Arkadaşınıza Önerin
İsminiz
Email Adresiniz
Arkadaşınızın İsmi
Arkadaşınızın E-Mail Adresi
Varsa Mesajınız
Güvenlik KoduLütfen Resimdeki kodu yazınız

Yazarın Diğer Yazıları

YETİŞKİN EĞİTİMİ NEDEN ÖNEMLİDİR?13 Eylül 2020 Saat: 00:30
Kendimiz ile, toplum ile ve tabiat ile olan irtibatımız ilişkimiz kesintisiz olarak devam etmesine rağmen; neden insan gelişimini durdurur?
YENİ PUTPERESTLİĞE BAKIŞ2 Eylül 2020 Saat: 10:01
Kısa bir süre önce hayatta 1 yılımı daha tamamlayıp, yeni yaşıma adım attım. Bayramlar peşi sıra birbirini kovalıyor. Zaman; hızla tükenerek akıp gidiyor.
ÇEVREMİZ DEĞİŞTİ ORGANİZMA HALA AYNI11 Temmuz 2020 Saat: 12:46
Neden bir çok insan sıklıkla dırdırlanıp şikayet ediyor? Neden dedikodu? Neden günden güne şişmanlıyoruz gibi konuların bu yazıda evrimsel kökenlerini inceleyeceğiz.
YAŞANTI OBURLUĞU MU - ÜZERİNE KAFA YORMAK MI ?29 Haziran 2020 Saat: 08:48
Okumak, düşünmek, yazıp çizmek, insanı alıp götüren şöyle bir doğa yürüyüşüne çıkmak pek üzerine düşünmesek de sanılanın aksine öyle çok da kolay gerçekleştirilen işler değil.
Çünkü insan yarattığı dünyada yine kendisi bir yabancı18 Haziran 2020 Saat: 07:19
İnsan; hayatı imkansızlaştıran koşullar oluşturdu. Ardından ahlaki ve zihinsel olarak hastalandı. Kendisine dair büyük bir cehalet içerisinde yaşıyor. Ben duygularımız ve ne yapabiliriz üzerine konuşacağım..
Tüm Yazıları
Yukarı ↑