izmit kadin sagligi dogum merkezi
Halil Akçakaya
Halil Akçakaya

Tabiat Ve Muhteşem Denge

Ülkemiz adına gerçekten çok üzücü ve canımızın yandığı, derinden sarsıldığımız günler geçiriyoruz. Tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet, geride kalan yakınlarına da başsağlığı ve sabırlar dileyerek yazıma başlıyorum.

7 Mart 2020 Saat: 00:37
TABİAT VE MUHTEŞEM DENGE
***Ülkemiz adına gerçekten çok üzücü ve canımızın yandığı, derinden sarsıldığımız günler geçiriyoruz. Tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet, geride kalan yakınlarına da başsağlığı ve sabırlar dileyerek yazıma başlıyorum.  
Dünyamızda ve tabiatta muazzam bir denge milyonlarca yıldır devam ediyor.. Milyarlarca yıl demiyorum çünkü Dünya bugünlere gelene kadar farklı farklı dönemlerde bir çok badireler atlattı. Bizler hayatı deyim yerindeyse her daim “cepte” görsekte arka planda harıl harıl çalışan muhteşem bir sistem var. O büyüleyici dünyaya gelin şöyle bir bakış atalım..
Çok uzaklardan yaklaşık 150 milyon km uzaktan parıldayan bir Güneş.. Aslında hem yaşamın kaynağı hem de ölümcül bir katil. Eğer atmosferimiz Güneş’in ölümcül ultraviyole ışınlarını engelleyecek şekilde Ozon tabakasına sahip olmasaydı Dünya’da bugünkü şekliyle yaşam (ve biz) asla var olamazdık. Ozon tabakasını oluşturan şey ise yakından tanıdığımız bir dost. Oksijen..
3 adet Oksijen atomunun bir araya gelmesiyle oluşan Ozon tabakası zararlı ultraviyole ışınlara karşı canlılar için adeta bir kalkan görevi görüyor. Oksijenin başka bir rolü ise çok daha hayati.. Oksijen besinlerden enerji edebilmemiz için çok büyük bir öneme sahip. Atmosferimizdeki oranı tam olarak %20.95. Çok uzun yıllardan beri oranı bu şekilde.
Yakıcı bir gaz olduğu için; miktarı daha fazla olsa Dünya yanmaktan bir alev topuna döner, yangınları söndürmek çok güç olurdu. Miktarı azalsa bu kez bizler gibi büyük vücutlu enerjiye fazlaca ihtiyaç duyan canlıların var olması mümkün olmazdı. Çünkü Oksijen gazı yokluğunda canlılar hücrelerinde çok az miktarda enerji üretebilirler. Dolayısıyla yaşam mikroskobik canlılardan öteye geçemezdi.
Tabiat adeta sessizce bizlere fısıldıyor. “Heey dikkatli ol. Farkına var ve koru” diyor. Sizi bugün önemli miktar oksijen gazı üretiminden sorumlu “Diyatomeler” ile tanıştırmak istiyorum.
Diyatomeler; alglerin alt familyası olan bir mikroskobik canlı grubu. Sadece saç telinizin 4'te 1'i boyutundalar. Gerçekten büyüleyici. Amazon ormanlarını dünyanın Oksijen fabrikası diye düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Amazon ormanlarında oldukça fazla miktar oksijen üretilse de araştırmalara göre dışarıya tek bir nefes dahi kalmıyor. Neden mi? İçerisinde yaşayan o kadar fazla canlı var ki oksijeni yine onlar tüketiyor.
Sayısız bitkiye ev sahipliği yapan yağmur ormanlarında bitkiler suyu kökleriyle topraktan alıyorlar ve fazlasını yapraklarıyla terleme yoluyla dışarı bırakıyorlar. Yapraklardan ve nehirlerden buharlaşan su buharı adeta gökyüzünde akan bir nehir oluşturuyor. Bulut nehri.. Bulutlar yüzlerce belki binlerce kilometre sürüklendikten sonra dağlara tosluyor ve yoğuşarak yağmura dönüşüyor. 
Yağmurlar yağıp yeryüzünde ki nehirler ve akarsulara karışıyor. Su; mineral zengini kayalar üzerinden ilerlerken; kayalar aşınıyor, tortullar ve bol miktarda besinle birlikte doğruca okyanuslara karışıyor. Milyarlarca mikroskobik canlı “diyatomeler” okyanuslarda bekliyor. Diyatomeler; kabuk oluşturmak için öğütülmüş kayalardan çıkarak akıntıyla okyanusa karışan “silika” isimli bir madde kullanıyorlar ve ürüyorlar. Nüfusları her geçen gün 2’ye katlanıyor ve fotosentez yapıyorlar. Her biri oksijen üretmeye başlıyor.
Dünyada ki oksijenin yarısından %50’sinden sorumlular. Ürettikleri oksijen deniz yaşamına ve dalgaların tepelerinden havaya karışarak kara yaşamına katılıyor. Diyatomeler için bir başka besin yolu da buzullardan geçiyor. Buzullar eriyerek kayalarla birlikte okyanusa karıştığında diyatomeler yine kabuk üreterek ürüyor ve oksijen üretiyorlar..
Peki öldüklerinde ne oluyor? Okyanus tabanına çöküyorlar. Biliyorsunuz ki dünya sürekli değişim halinde.. Milyonlarca yıl içinde geçmişte okyanus olan yerler levhaların hareketi sonucu karaya belki de çöle dönüşüyor. Çölün kuruyan tuzlu tabanında bulunan Diyatome kalıntıları rüzgarlarla tekrar ormanlara Amazon’a taşınarak oradaki bitkilere yeniden besin oluyor. Ne kadar muazzam bir sistem değil mi? Değişim, dönüşüm, döngü, denge..
Güneş, Oksijen, bulutlar, rüzgar, kayalar, yağmur.... Amazon ormanlarında o sular Güneş’in etkisiyle buharlaşmasa, bulutlarla sürüklenmese, dağlara çarpıp yoğuşarak yağmura dönüşmese, yağmurlar kayaları aşındırarak akıp ilerlemese, okyanusa karışıp diyatomelerin ihtiyacı olan maddeleri getirmese, diyatomeler ölünce tekrar ormanlar için besin kaynağı olmasa...? Nasıl olurdu bu yazıyı yazan ben ve okuyan sen var olabilir miydik.. 
Bu dışarısı peki ya içerisi vücudumuzun içi ?
Doğadan aldığımız besinleri ağzımıza attığımızda tat tomurcukları tadı algılıyor.  Ardından sindirim sistemimizde çeşitli işlemlerden geçerek ilerleyen besinler ince bağırsakta villuslardan kana geçiyor. Ardından pankreas organımızda bulunan beta hücreleri kana karışan şekeri tespit ederek (kan şekerinin düşmesi için) insülin hormonu salgılıyor. İnsülin bu besinleri hem karaciğere hem de diğer hücrelerimize sokuyor.
Çoğu az önce anlattığım süreçlerle atmosferimizde yer alan oksijen gazı ise nefes alışımız yoluyla vücudumuza girdikten sonra akciğerlerimize ilerliyor ve alveollerden kana geçiyor. Kanımızda hemoglobin isimli molekülle taşınarak hücrelerimize kadar ulaşıyor. Artık besinler ile birlikte oksijen de hücrelerimize ulaştı. Hücrelerimizin pili olan mitokondri organelinde yaşamımız için gerekli olan -ENERJİ- üretilebilir.. Siz de hoplayıp zıplayıp bir o yana bir bu yana koşturabilirsiniz.. :)
Süper değil mi? Bir aksaklık olunca bu sistemlerde hemen farkediyoruz ve nasıl canımız acıyor değil mi? Harika bir sistem, müthiş bir denge ama ne olur farkına varalım. Tabiatı korumak ve kirletmemek de bir ibadettir. Doğa ve tabiat insandan çok daha önce vardı ve bizden sonrada var olmaya devam edecek. Bireysel olarak elimizden ne geliyorsa yapmaya gayret edelim. Çevreyi kirletmeyelim, denizlerimizi koruyalım, geri dönüşümü mümkün olan ürünlerin geri dönüşümünün sağlanması için ön ayak olalım.
Atık yağlarımızı lavabolara dökmeyelim ki çok az miktarda bile atık yağ tonlarca suyu kirletebiliyor. Annemize babamıza büyüklerimize nasıl saygılıysak tabiata ve doğaya da aynı ölçüde saygılı olalım. Çünkü tabiat ve doğa aslında bizim büyüklerimizden de daha büyük ve daha eski. Onlara saygı gösteriyoruz da neden tabiata saygı göstermiyoruz?
Ve elbette her şeyin yaratıcısı, doğa yasalarıyla düzenleyicisi ve yürütücüsü olan Allah’ı övelim ve bize sundukları için ona teşekkür edelim..
Halil AKÇAKAYA 07.03.2020

YORUMLAR

Bu Yazıya Yorum Yapılmadı. İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz? 
Lütfen Resimdeki kodu yazınız
 

Kocaeli Gazetesi, Kocaeli Güncel ve Son Dakika Haberleri Tavsiye Formu

Bu Yazıyı Arkadaşınıza Önerin
İsminiz
Email Adresiniz
Arkadaşınızın İsmi
Arkadaşınızın E-Mail Adresi
Varsa Mesajınız
Güvenlik KoduLütfen Resimdeki kodu yazınız

Yazarın Diğer Yazıları

“ÇOCUK ERKİL” ve “AŞIRI KORUYUCU” AİLELER31 Mart 2020 Saat: 07:44
Ataerkil aile, baba egemen aile, anne baskın aile derken günümüzde türeyen yeni bir aile modeli “Çocuk erkil aileler” oldu..
HAYATTA HEP ÖĞRENCİ KAL!24 Şubat 2020 Saat: 20:52
Günümüzde insan kendini iyi hissetme ihtiyacını bu tür meşgalelerle gideriyor. Sosyal ilişkilerle, doğayla buluşmayla gelen öze dönüş ve kendini tamir/onarımın yerini, bu tür uğraşlar aldı.
Tüm Yazıları
Yukarı ↑